https://muratuysalyazilar.blogspot.com/sitemap.xml Murat Uysal : Devlet

Translate

Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2020 Cumartesi

Ulus ve Milliyetçilik

Ulus Ve Milliyetçilik

Milliyetçilik kavramı fransız ihtilali ile beraber 19. Yüzyılda yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu kavramın hala kesin bir tanımı yapılamamıştır. Ulus devlet gibi değildir. Ulus, insan gruplarını tanımlamak için kullanılır. Siyaset bilimciler tarafından, din,dil gelenekler,değerler ve aynı tarihi geçmişi bulunan, ortak kültüre sahip büyük insan gruplar denmektedir. Bunlarla birlikte bir milletin diğer milletlerden farklı özelliğe sahip olması ve birlikte yaşaması düşüncesi de gereklidir.

Milliyetçilik kavramı ise ulus denilen kavramı tanımlamak ve bunu meşru göstermek için ulusculuk anlyaşını benimseyen bir devlet amaçlar. Milliyetçiliği odağında kültürel doktrin olan siyasi bir ideoloji olarak tanımlayabiliriz. Smith milliyetçiliği bir milletin özerklik, birlik, kimlik kazanmasına ve bunların devam ettirilmesine yönelik bir hareket olarak tanımlar. Milliyetçilik her biri devlet tarafından korunan eğitime bağlı üst kültürlere dayanan, yeni bir toplumsal örgütlenmenin sonucudur. Milliyetçilik, devlet ve milletin çakışmasıyla ortaya çıkar. bu tanımdan sonra milliyetçiliği şu şekilde tanımlayabiliriz: Aynı dili konuşan, aynı tarihi yaşamış ve aynı kökten gelmiş, aynı kültürel değerlere sahip, aynı mekanda birlikte yaşama arzusu olan, olaylar ve olglar karşısında bir olabilen insanlardan oluşan topluluktur. İlk olarak millet kendi kaderini tayin etme prensibini ilke edenen partikülasirt bir oluşumdur. Buna göre her millet ve her devlet yapısı altında egemenlik amacı vardır.

Milliyetçiliğin nasıl ortaya çıkıtğı ve gelişimi, anlamını açıklamak için önce kişisel kimlikler üzerinde durulmalı ve bununla ilgili en başta cinsityet ve mekan ülke kategorisi kimlikleri gelmektedir. Yerel ve bölgesel kimlik modern devletler öncesinde yaygın şekildedir. İnsan önce kişisel duygularının sonrada kitlesel duygularından etkilenerek mill bir kimlik oluşturur. İnsanlar arasında ortak kimlik doğruları zamanla milleti oluşturur.

Millet Ve Milletçilik Faktörü

Millet oluşumunda etkili faktörleri etknik yapı, kültür, ekonomi,siyasi,tarihi ve mekansal olarak sınıflandırmalar vardır. Milletin oluşumunda etkili olan faktörlerin başında kültür gelir. Geleneksel toplumlarda kültürel dokunun önemli bir yeri yoktur. Modern toplumlarda ise bireyler arası etkileşim yoğun olduğu için  bu toplumklarad kültürün yeri oldukça fazladır. Bu kültürün kazanılasını sağlayan faktör ise eğitim sistemidir. Bu nedenle modern devletlerin ulusal bir eğm sistemi vardır.

Millet ve milliyetçilik hareketlerinin ekonomik gelişmelerle özellikle de kapitalizm ve sanayi devrimi ile yakından bir ilişkisi vardır. Britanya adasında kapitalizmin gelişimi ve pazarın bütünleşmesi modern devletin mutlakiyetçi monarşi şeklinde ortaya çıkışı, İngilizce’nin gelişip ada dili haline gelmesini ve bir İngiliz milletinin bahsedilmesini sağlamıştır.Batı Avrupada sanayi toplumunun oraya çıkışı batılı güçler ve göçmenler tarafından dünyanın işgali demektir. Bu durum ekonomik ve teknolojik üstünlüklerden dolayı olmuştur. Millet ve milliyetçiliğin meydana gelişinde milleti devletlerin oluşturduğu düşünülür. Bugün tüm devletler resmi olarak milletten oluşur. Etknik toplulukların millet olmaları için öncelikle bir süreçten geçmeleri gerekmektedir. Bu süreçlerin uygulanması modern devletinde yapısını açıklar.

 

 

Toplumların aşamalardan geçip millet haline gelmesi elbette zor olmuştur. Bunu başarabilmenin yolları ise halkın kendisini değişitrmesi ile ilgilidir. Millet aşamasına geçiş bazı somut gelişmeler ile kendini belli etmektedir. İlk olarak birbirlerine kültürel bağları bulunan benzer davranışları sergileyen, iletişim ağıyla yoğrulmuş, belli sayıda insan topluluğu olmaktır. Bu aşamaları sağlayan toplum halk olur. Halk aşamasından da millet aşamasına geçilir. Halk olmaktan bir millete geçmek için ise şehirleşme düzeyi, ikincil sektörlerdeki ve arım sektöründeki nüfusun aktif nüfusa oranı gibi benzer aşamalar vardır. Yani milletlerin oluşmuna etki eden faktörler etnik,din,dil,tarih gibi eski topluluk oluşuturucu etkenlerin yanında üretim ve tüketim sistemleri gibi faktörlerde vardır.

 

Millet ve milliyetçilik modern çağın bir özelliğir. Eski değerler, eğilimler ve fikirlerde ilgilidir. Çünkü milliyetçilik, bir siyasi ideoloji ve toplumsal hareket türüdür. Ayrıca bir kültür biçimi olarakda değerlendirilerek milliyetçiliğin çok yönlülüü ele alınır. Milliyetçiliğin etkisiyle yeni bir çağ açılmış ve devletler milli kimliklerini oluşturmaya başlamıştır. Milli devletlerin oluşumunda miliyetçiliğin, kültürel ve toplumsal etkileride son derece önemlidir. Millet ve milletleşme süreci ilk olarak avrupada ve onların sömürgelerinde ortaya çıkmıştır. Batılılar tarafından geliştirilen millet ve milli devlet sistemleri sömürge alanlarında uygulanmış ve sömürge devletleri ortaya çıkmıştır. Baskı amaçlı yapılan bu hareket sömürge devletlerini kendilerine bağlamıştır

 

Nüfus sayımları gibi avrupalıların hazırladıkları haritalarda sömürge devletlerinde topuluklar arasında birlik duygusu oluşturulmak amacıyla kullanılmıştır. Nüfus sayımları ile haritalar arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü haritalarda herhangi bir topluluğun daha doğrusu ırkın siyasal bakımdan bölgelere göre nerede yaşadıklarını diğer ırklardan ayırarak gösterebilirsiniz. Haritalar ve sayımalra dayalı kimlik bilinci oluşturma asya toplumlarında uygulanmıştır. Bu nedenle milliyetçilik hareketlerinden habersiz kalan Asya’daki sömürge devletleri milliyetçilik ile bu dönemde tanıştırılmıştır. Günümüzde önemli jeopolitik mekanlara bölgelerde çatışmalara bakıldığında buraların batılıların dayattığı sınırlar ile zayıf ulus devletlerine verildiği görülür.yine batılılar tarafından yapılan bı dağılışlar siyasi amaçlı olarak yerleştirilen kavram ve fikirler ile desteklemektedirler. Batılılar bu siyasi ve askeri amaçları ile bir çok Asya ve Afrika ülkelerinde kendi fikirlerini empoze etmişlerdir.

 

 

 

Milli ve milli devlet oluşumlarında siyasi amaçlı oluşturulan nesnelerden birileride müze ve anıtlardır. Arkeolojik çalışmalar ile kendi tarihi ve doğası ile bütünleşerek mekan millileştirilir.sömürge alanında batılı devletler tarafından yapılan çalışmalar ise bu ortak tarihi ve kültürü değiştirmek olmuştur bu çalışmalardan biriside bu mekanların isimerinin değiştirilmesi olmuştur. Bu yerleşme yerlerine kendilerine yakın isinler vererek orada yaşayan halkı kendilerine yakın görmelerini sağlamıştır.

Milliyetçilik sınıflandırmaları

Milliyetçilik akımlarının yaygınlaşmaya başladığı 18. Yüzyıldan beri farklı milliyetçi akımlar görülmüştür. Bu akımları genel olarak medeni milliyetçilik ve etnik milliyetçilik olarak sınıflandırabiliriz. Millet oluşumunda etkili olan ve dolayısıyla milli kimliğin oluşmasında etkili olan unsurları Smith şöyle sıralamıştır:


 

1-Tarihi bir toprak

2-Ortak inanç ve tarihi bellek

3-Ortak kitlesel kamu kltürü

4- Topluluğun bütün fertleri için geçerli yasal hak ve sorumluluklar

5-Serbest ticaret imkanına sahip ortak bir ekonomi


 

Yukarıdaki açıklama batılı tarzda kavramlaştırmayıda içerir. Birbiriyle bağlantılı rasyonel siyasi devlet ve toritoryal millet anlayışı ilk kez batıda ortaya çıkmıştır. Buna göre  milletlein iyi tanımlanmış topraklara sahip olmaları gerekir. Ayrıca yasa ve kurumlarıyla tek bir siyasi iradeye sahip topluluk  tarzı da batıda vardır.

Gelişim aşamaları dikkate alındığı zaman milliyetçilik üç şekilde sınıflanabilir: birincisi kendiliğinden oluşan popüler dilssel milliyetçilik, ikincisi resmi milliyetçilik üçüncüsü de  sömürge milliyetçiliğidir. Resmi milliyetçlik, hanedanınların vatandaşlığa kabul edilmesi olarak tanımlanır. Yani milletle hanedanın kaynaşmasıdır. Popüler dilsel milliyetçilikten sonra ona tepki olarak ortaya çıkmıştır. 19. Yüzyulda yaygınlaşan bu milliyetçilik anlayışı avrupayla sınırlı kalmamış ve Afrika ve Asya’da benzer politikalar için uygulanmıştır.

Sömürge milliyetçiliğinin gelişimi ise İkinci Dünya savaşıyla birlikte artmıştır. 1945 yılına kadar BM’ye üye devlet sayısı 54 iken 1980 yılında ise kayıtlı devlet sayısı 150’ye çıkmıştır. Afrika’da bu sayı 6 ülkeden 50 ülkenin üzerine çıkmıştır. Bu da demek oluyor ki neredeyse Afrika’daki devletlerin çoğu İkinci Dünya savaşıyla ortaya çıkmıştır.

Kültürel milliyetçilik, siyasi milliyetçilik ayrımı ise milliyetçilik akımının faaliyet alanına göre geliştirilen bir sınıflamadır. Bu ayrıma göre milliyetçiliğin şekli pek önemsenmemiştir. Kültürel milliyetçilik siasi milliyetçiliğin ortaya çıkışından ve siyasi milliyetçiliğin hedefi olan ulus devletlerinin kuruluşundan önce varolan arih ve sanat gibi değerleri alanında gösterilen bir milliyetçlik türüdür. Kültürel milliyetçiliğin ilk hedefi toplumda geçerli bir değer olması ve bu değerler üzerine kurulan bir devlettir. Kültürel miras milleti kendi kültürel mirasına dayandırarak modern toplumlar arasında olmasıdır. Milliyetçilik sömürgeci güçlerin etkisinden kurtulam, bağımsız duruma gelmek ve kültürel kimlik kazanmak amacıylada ortaya çıkmıştır. Batı avrupada ise milliyetçilik siyasi sistemde ve kültürel anlamda olmuştur.

Sonuç olarak millet ve milliyetçiliğin tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik açıdan değerlendirildiğini söylenebilir. Çünkü bir milletin oluşumu için aynı geçmişi paylaşma v eaynı duyguları yaşama ilkesi vardır. bu duygularda  mekana bağlı olarak zamanla oluşmaktadır. Ortak duygu yaratan satan ve edebiyat eserleri ile tarihse lbirlik geçmişten gelen ortak kültürle ilgilidir. Özellikle dil ve eğitim bunu sağlayan en önemli unsurlardır. Siyasi anlamda millet olmak ise yöneticilerin tekelleşmesi ile değil halkın söz sahibi olmasıyla ilgilidir. Öyle ki topluma ait olma duygusu geçmişten beri vardır ama siyasi bir yapılanma şekli olan millet ve siyasi aidiyet yakın çağın bir özelliğidir.

 

 

 

İnsanlar kendini tanıma hissi gibi millet bilincine ulaşarak ortak değerlernin farkına vararak ve mekanları kendine has bir özelliştrme ile uğraşmaktadır. İte bütün milli devletler kendi ülke sınırlarını belirler ve toprak, kültür, siyasi ve ekonomik olarak milleti oluşturacak olan devletin en önemli unsurunu oluşturur. bunun bir diğer adı egemenlik faktörüdür. Gelecekte bu belirtilen milliyetçiliklerden farklı şekilde gelişmeler olacaktır. Bu gelişmeleri nasıl olacağına dair sebepleri 5 madde şeklinde verilmiştir

1-Milliyetçilikle demokrasi ve egemenliğe yer verilmesi. Demokrasi insanların kendilerinin kaderlinin kendilerinin vermesini sağlar buda azınlık halinde bulunduğu devletlerde yeni bir değişime yol açacaktır.

2-Milliyetçiliğin kitleleri harekete geçirmedeki güçlü potansiyeli olması. Milliyetçilik günümüzde barışcı kitle hareketleri olsada geleekte siyasal krizleri atlatmak, olaylara tepki vermek gibi mücadelelerde haklılık sağlamak için kullanılacaktır.

3-Çalışma ortamında değişen şartlar. Günden güne bağımlı hale gelen devletlerde bu bağımlılıkların küresel hale gelmemesi için milliyetçi hareketler olacaktır.

4-Hızlı ve teknolojik yenilikler. Hızlı iletişim ve etkileşim diyerek toplumsal değerlerin yayılmasını etkileecektir. Buda  yönetimi ele geçirmek isteyen gruplar arasında çelişkiler yaratacaktır.

5-Çağdaş milliyetçilikler geleneği moderniteden hizmetinde kullanmatadırlar. Kendi doğrularını meşru göstermek için uygunluk yaratacaklardır.

 

 

 

Milli Devlet

Milli devletin toplumsal temeli millettir. Dil,din,soy,kültür ve tarih bilriği gibi temel unsurlara dayalı oluşturulmuş türdeş bir topluluk olan millet, milli devlet oluşturabilmek için ülkesel ve siyasal bütünlüğü içerir. Günümüz devletlerinde millet belli bir mekanda ve toprağa bağlı siyasal birim olarak göülür. Ülkesel bütünlük, egemenlik alanlarını belirlediği içinsınır kavramınıda gündeme getirir. Siyasal bütünlülk ise herekse eşit hak vererek milletin yönetime katılmasını sağlar. Bu nedenle milli devlet jeopolitik olarak sınırleri belli olan ve hukuk devleti özelliği almış örgütlenmeyi ifade eder. Ulus devlet adı verilen siyasi örgüt, belli bir toprak parçası üzerine dağılmış, üzerinde bir nüfus barındıran ve egemenlik unsuruna sahip bir birimdir. Buna göre ülke toprak, nüfus ve egemenlik unsurları barındanar siyasi oluşumdur.

İlk modern devletler 14. Ve 15. Yüzyıllarda avrupada oluşmuştur. 16. Ve 17. Yüzyılarrda avrupada ulus devletlerinin ortaya çıkışı ekonomik-ticari ve güç kullanımı ile ilgili gelişmelerle ilişkilidir. Avrupada ortaçağın feodal düzeni, yeni ekonomik bütünleşme siyaset ve hukuk alanlarında yeni düzenlemeler yapmaya zorlamıştır.bu nedenle feodal birimlerin ortadan kalkması ve bu topraklar üzerinde tek bir üst siyasal birimin kurulması gerekmiştir. Güçlü prensler desteklenerek ulusal devlet kurmaları için teşvik edilmişlerdir.bu dönemde ulusal devletlerin sınırları dil sınırıyla çizilmiştir. Böylece dil birliğine bağlı milletlerden söz edilmeye başlanmıştır. Böylece 18. Yüzyıl sonlarından itivaren Avrupa’nın değişik yerlerinden tüm dünyaya bu akım yayılacak ve 19. Yüzyıl itibariyle siyasi bir biçim haline gelecek ilk modern milletler bu bölgelerde etnkik devletler olarak ortaya çıkmıştır.

Birinci Dünya Savaşı hanedanlık yönetimlerinin altın çağını sonlardırmıştır. Milletler Birliği kurulmuş ve ayrım yapılmaksıın tüm milletler bu birliğe alınmaya çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası ise ulus devlet sayısı hızla artmıştır.

Ulus devletinin yaygınlaşması ile ilgili olarak 5 dönem vardır. Birincisi Fransız İhtilali öncesi başlayn ve napolyon savaşları ile sona eren dönem. İkincisi Fransız İhtilali’nin etkisiyle 1914’e kadar olan dönem. Üçüncüsü 1914 ve 1939 yıllarının kapsadığı dönem.Dördüncüsü İkinci Dünya Savaşıyla başlayan 1980ler kadar süren dönem ve beşincisi ise günümüzüde içine alan dönemdir.

 

 

Cristopher’de ulusal devletle ilgili 5 gelişim dönemi açıklamıştır. Bunlar, 1900-1914 birinci dönem, 1914-1939 ikinci dönem, 1939-1950 üçüncü dönem, 1951-1989 dördüncü dönem ve 1990-1999 beşinci dönemdir.

Cristopher 5 dönemi şöyle açıklamıştır. Birinci dönemde orta çağ imparatorluk ve klisenin etkinliği azalmış ve ulusal devletler kurulmaya başlanmıştır yani tek din ve tek ülke ilkesi başlamıştır. İkinci dönemde uluslararasu ilişkiler en düzenli şeklini almış ve uluslararası ilişkileri zedelemeden milli duygunun yayılması ve güçlenmesi olmuştur. Üçüncü dönemde milliyetçilik akımları şiddete dayalı bir tutum almıştır. Bunun nedeni siyasi beklentilerden çok ekonomik beklentilerin olmasıdır. Dörüdüncü dönemde batılı devletlerin sömürdükleri alanlarda yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasıdır. Özellikle Afrika ve Asya kıtalarında bu devletler egemenliklerini kazanmıştır. Beşinci dönemde ise artık jeopolitik konular tartışılmaya başlanmış ve küreselleşme başlamıştır.

İki sınıflandırmada da dönemler birbirine yakındır çünkü bu aynı kriterler temel alınmıştır. Bu durumda tarihsel süreçte ortya çıkan siyasi, ekonomik, kültürel ve benzeri gelişmeler ile ilgilidir. Belirtilen dönemler aynı zamanda günümüzdeki modern devletlerin nasıl bir değişime uğradıkları hakkında bizide bilgilendirmektedir.

Ulus-Devletin gelişimini tarihi sınıflandırmaya aldığımız aman milli devlet yapısını üç gruba ayırabiliriz. Birinicisi Avrupa ve Avrupaya yakın çevresi merkezli milli devletler. İkinci grupta özellikle Amerika kıtasında gözlemlenen göçmen nüfusun yerlileri yok etmesiyle oluşan dönem. Üçüncüsü ise 20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra sömürge topraklarında egemenliğini ilan eden devletlerin hareketlerinin olduğu dönemdir.

Ulus-Devlet modelinde Avrupa devletleri ilk önce Amerika’daki egemenlik oluşumlarını örnek almıştır. Amerika’daki bağımsızlık çalışmalarından etkilenen avrupa bu modelitaklit ederek hernahi bir siyasi değer yüklemeden sadece dil birliğini öne çıkararak milletler oluşturmuşlardır.

Günümüzde modern devletler ulus ve ulus devlet temelini örnek alarak yapılandırılmışlar. Bu devletlerin karakteristik özellikleri ise birbirinze benzeyerek şu şekilde açıklanabilir.

·                    Modern devletler uluslararası anlamşalarla belirlenmiş, sınırları kesin bir toprağa sahiptir

·                    Kesin sınırlarla belirlenmiş modern bir devlet, belli bir nüfusa egemen olduğundan ulus-devlet temellidir. Hem iç, hem dış egemenlikleri vardır.

·                    Modern devlet siyasi olarak merkezidir. Geleneksel devletlerin aksine, halkın parlomento yoluyla yönetime dahil olması ve kendi kaderini belirleme gibi hakları vardır.

·                    Anayasal devlet olma modern devletin özelliğidir.

·                    Modern devletler, hizmet ekonomi ve toplumsal ilişkileri yürütebilmek amacıyla kurumlar oluşturmuşlardır.

·                    Modern devletlerin bir özelliğide laiklik üzerine temellidir.

·                    Modern devlet aynı zamanda vergi devletidir.

 

 

Modern devletler tam olarak eşitlik ve adalet üzerine yapılanmışlar ve devletin kaderini yaşayan halk belirlemektedir.


Devletin Tanımı ve Oluşumu

DEVLETİN TANIMI VE OLUŞUMU

Devletin tanımı günümüze kadar tartışılan bir konudur. Eski çağraldan beri bu konu üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Platon aristotales gibi fikir adamları devletin tanımını yapmaya çalışmışlardır. Günümüzde de bu tanımlama hala devam etmektedir.

Devletin Tanımı

Devlet kavramı sosyal bilimlerde eski zamanlardan beri tartışılan bir konudur.  Bu güne kadar bir çok tanım yapılmış ama bu tanımlar içerisinde bir birlik olunamamıştır.bunun nedeni devletin sürekli değişen fonksiyonlarından kaynaklanmaktadır. farklı bilim dallarınca devletin farklı fonksiyonları ele alınmış ve her biri kendi açısından yorumlamıştır. Devlete sosyolojik, ekonomik, siyasi, felsefi, stratejik olarak farklı açılardan bakılmıştır.

Devlet ekonomik, sosyal , kültürel ve siyasi şartlara göre algılanmış ve tanımlanmıştır. Bu nedenle devleti tanımlarken devletin işlevlerine bakılır . Aristotales “ bir devlet ancak nüfuslu bir siyasal birlik oalrak yaşamasına ulaştığı zaman var olur” demiştir. Yani devleti oluşturmak için öncelikle bir nüfus , yeteri kadar toprak ve bir siyasi yönetim olmak zorundadır. Ratzel ise devleti bir canlı gibi görmüş Devlete yaşayan bir organizma demiştir. Devlet doğar,büyür geliş ve ölür demiştir. Ratzel devletlerin büyümesini alanının genişlemesi olarak görmüştür geniş alanlara sahip olan ülkerele güçlü devletler demiştir. Glasner ise sınırları belirlenmiş mekana bağlı bir örgütlenme demiştir. Claessen ve skalnik devletin toplumsal ilişkilerin ürünü olduğunu savunur.

 Devletin bir örgütlenme biçimi olarak savunan ve aynı zamanda devletin sosyal ve tarihsel açıdan bir gerçek olduunu belirtebiliriz. Ayrıca devleti diğer sosyal kurumlar ile ayıran özellikleri çok ileri düzeyde iş bölümü olan ve  üstün bir yaptırım gücü ve zorlama imkanı olan kurum diye ekleyebiliriz.

Devlet bütün siyasi kurumların en büyüğüdür. Toplumsal düzenin,adaletin ve toplumsal yararın sağlanması amacı olan ve belli bir toprak barçası üzerinde yaşayan insan topluluğuna dayanan ve bu topraklar üzerinde bir yönetime sahip olan örgütle donanmış bir organizasyon olarak görülür. Devleti diğer kurumlardan ayıran bir özelliğide egemen ve bağımsız olmasıdır.

Daha net bir tanım yapmak gerekirse devlet bütün kurumların en büyüdüğüdür. Devlet kurumlarının yaptırımı olan bir nüfusa ve coğrafi olarak sınırlı bir mekana sahip olması ve kendi iç toplumuya dışarıda da içinde olmak zorunlda olduğu geniş toplumlarla  ilgilenen yapıdır. Devlet kendi toprakları üzerinde yönetimin tek sahibidir. Kitaptaki tanımı ise “ Devlet tarihi süreç içerisinde şekillenen, belli bir toprak üzerinde bulunan ve belli bir nüfusa hitap ve hükmeden, hukuk kurallarına göre yapılmış ve bu kurallara göre yönetilen, kendi üzerinde hiç bir otoritenin bulunmadığı egemen bir örgütlenmedir” diye geçmektedir.

Devletin Oluşumu İle İlgili Görüşler

Devletin oluşumu ile ilgili çok farklı görüşler vardır. Devletin oluşumunu şu teoriler ile açıklayabiliriz: İlahi hukuka dayalı görüş, içgüdüsel görüş, aileyi devletin temel isayan görüş, çatışan ve uzlaşan menfaatler görüşü, toplumsal sözleşme görüşü devleti güce dayandıran görüş ve organizmacı görüştür.

Bunlardan en kapsamlısı ile ilahi hukuka dayalı görüş ve toplumsal sözleşme görüşüdür.

İlahi hukuka dayalı görüşte: devlet ilahi güç tarafından yaratılmıştır dolayısıyla tanrı yönetme gücünü bir kişiye veya gruba  verir.

Toplumsal sözleşme görüşü ise: devletin oluşumunu insanlar yerleşik düzene geçmeden önce doğayla bütünleşmiş bir şekilde doğal yaşamla i içedir. Yerleşik düzene geçince ise toplum haline gelmiştir. Toplum halinde bir geçiş bir sözleşme ile olmuştur.

Devletin oluşumunu açıklamak amacıyla bir çok farklı tanım olsada bunlar birbirlerine karşıt değil devletin bütün fonksiyonlarını tek tek açıklayan görüşlerdir. Bu nedenle devletin tanımı yapılırken tüm bu görüşleri ele almak gerekir

 

 

Devlet Oluşumunu Etkileyen Faktörler

Devletin oluşumunda farklı faktörler etkili olmuştur. Bu faktörler insanın zamanlda gelişimi ve doğal ortamla olan ilişkisiyle bağlantılıdır. Çünkü insan ilkel halden yerleşik  hayata geçmesiyle toplumsal yaşam düzeninde de değişiklikler olmuştur. Bu nedenle ilişkileri düzenleyici kurallar eski çağlardan beri vardır. Ve devletle beraber yeni bir düzen gelişmiştir.

İlk devletlerin oluşumunda tarım faktörü etkili olmuştur. Tarım ile bağlantılı olarak iklim,su ve toprak gibi verimli alanların ugun görlüldüğü ve bu verimli arazilerde devletlerin ortaya çıktığı görülür. Bu alanlarda devlet kuran insanlar yerleşik hayata geçmişler ve geçim faaliyetleri sonucunda ilkel halden yerleşik hayata gelmişlerdir.

Tarımın geliştirilmesi insanlık tarihinin en önemli gelişmelerindendir. Tarımla beraber yerleşik toplumlar ortaya çıkar ve toplumsal yapınında değişmesini sağlar. Avcı toplayıcı gruplarda eşitlik esastı ama yerleşik toplumlarda daha fazla etken ortaya çıkmış dini,siyasi ve askeri seçkin sınıfları yönetme gücüne sahip bir devlet kavarmının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bir başka görüşe göre köylüler ile çobanlar, çalışanlar ile soyguncular gibi karşıt bireylerin arasındaki zıtlıklar gibi mekanlar ve toplumlar arasındaki farklılıklar devlet oluşumuna yol açmıştır.

Devlet oluşumunda etkili olan faktörler hakkında bilgi veren diğer önemli bir kaynakta maises’in uygarlığın doğuşu adlı eseridir. Maises eserde dicle ve fırat çevresinde kurulan kentlerden bahseder. Ona göre devletin tohumlarını atan öğeler iki farklı üretim biçiminin varlığına bağlı omuştur. Bunlar: kent devletlerinin varlığı ve aynı soydan gelen ve hiyerarşiye dayalı yapıdır. Avcı toplayıcı toplumlarda devlete ihtiyaç duyulmaması şöyle açıklanır; ekolojik şartların uygunluğu ve bu dönem insannın bir günde bir kaç saat çalışarak ihtiyacını giderebilmesinden dolayı başka bir yapıya ihtiyaç duymamıştır.

Ancak, insanın neden devlet düzenine geçtiği merak edilmektedir. Bu tartışmanın 2 cevabı genellikle verilir. Birincisi zorunlu olarak ekolojik karakterdir ve verimli arazilerde yapılan tarım ile oluşan yapı ile bağlantı kurar. Yerleşik tarımın başlaması ve buna bağlı nüfus artışı devletin ilk oluşum aşamasını oluşturmuştur. Tarımla uğraşanlar toprağa bağlı kalırlar buda bir toprak sahibi olmasını sağlar. İkincisi ise, devletin dini köklerine vurgu yapar. bir devletin kurulmasının ve baskısının kabulunun kutsal bir ögrev adına mümkün olacağı savunulur. Devletin oluşumu ile ilgili olarak ileri sürülen faktör ve görüşlerin her birinin belirli alanlarda geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu faktörlerden birisi harekete geçince diğer faktörlerde harekete geçmiştir.

Devlet oluşumunda etkili faktörleri claessen ve skalnik

1-                  Nüfus artışı ve nüfus baskısı: Yiyecek imkanının sınırlı olması ve başka halları haraca  bağlamaya yönelik hareketler örgütlenmeyi sağlar

2-                  Savaş ve savaş tehlikesi: Savaş tehlikesi olan toplumlarda ne olursa olsun durumu çok iyi yönetecek liderler olur.

3-                  Üretimde ve toplumsal refahta artışlar: Büyüyen bir yönetim organının hizmetlerinin karşılanabilmesi için üretiminde artması gerekir.

4-                  İdeoloji ve yasallık kazandırma: Her devletin oluşumda söz konusu toplumun önderinin egemen konumunu yasal göstermeye çalışan bir hareketi vardır

5-                  Daha önce kurulmuş devletlerin etkisi: devlet oluşmunun daha önceki evreleri hakkında bilgi birikiminin varoluşuda etkisini göstermiştir.

6-                  Doğal çevre faktörleri: özellikle iklim, yeryüzü şekilleri, su  ve verimli toprak devletin kurulacağı alanda çok önemlidir.

7-                  Beşeri çevre faktörleri : Devlein ilk oluşumu sırasında üzerinde durulması gereken ikincil önemli faktörlerdir.

8-                  Bilgi birikimi ve teknolojik gelişme: İlk devletlerin ortaya çıkışında kullandığı teknolojiye göre stratejik bir gücü vardır.

Olarak sıralandırır.

 

 

DEVLET ÖNCESİ TOPLUMSAL YAPILAR VE DEVLETİN GELİŞİMİ

Devlet Öncesi Toplumsal Yapılanmalar

 

İnsanlar ilk zamanlardan beri birlikte yaşamaktadırlar. Savunma, barınma, beslenme ve güvenlik gibi ihtiyaçlarını beraber karşılamak zorundadırlar bu nedenle insanlar her şekilde ve büyüklükte bazen gevşek bazende keskin hatlarla belirlenmiş sınılarda gruplar halindeörgütlenmişlerdir. Bu örgütlerin zamanla nasıl devlete dönüştüğü bu bölümde açıklanacaktır.

İnsan oğlunun dünyada varoluşundan beri farklı yaşam ve geçim tarzları olmuştur. Zamanından kırk bin yıl öncesiyle şartların düzelmeye başladığı oniki bin yıl öncesine kadar olan dönemde bir çok değişiklik olmamıştır. Bu dönemde insan basit şekilde yaşamış mağara ve ağaç kavuklarında barınmıştır. Araç gereç keşfi ile uğraşmıştır. Bu dönemdeki insanlar ilkel şekilde yaşamışlar avcı ve toplayıcı şeklinde geçinmişlerdir. Göçebe olarak yaşamışlardır. Örgütlerin en belirgin özellikleri: küçük gruplar halinde yaşamaları, pek az şeye sahip olmaları, göçebe şeklinde olmaları ve toplumsal düzenlemelerin esnek olmasıdır.

İklim şartlarının uygunluğu, yarı zirai faaliyetlerin yapılmasına imkan veren koşullar insanlık açısından en önemli gelişmenin gerçekleşmesini sağlamıştır. Bu sayede tarım devrimi olmuş ve insanlar yerleşik hayata geçmeye başlamıştır. Bu sayede avcı toplayıcı geçiç biçiminden tarımcı yaşam biçimine geçilmiştir. Tarım çağı ile birlikte bu dmneme damgasını vuran otoriteler ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu dönemde yazıda keşfedilmiştir. Yerleşik hayata geçilmesiyle daha fazla besin üretildiğinden nüfus artışı ateşlenmiş, karmaşık ve hiyerarşik toplumlar oluşmuştur. Neolitik dönemin başlamasıyla ilkel insan daha gelişmiş bir sosya l örgütlenme geliştirmiş ve buna uyum sağlamıştır. İlk yerleşmeler devletler iklim şartları ve coğrafi şartların uygunluğundan dolayı ortadoğu ve çevresinde olmuştur.

Toplumsal düzenle ilgili olarak maisels evirmci bir görüş öne sürerek devlet oluşumuna kadar olan değişii sistematik bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sisteme göre insanlar geçim kaynakları ile yaşam biçimleri arasında sıkı bir ilişki vardır. İlk zamanlarda yaşamak için yiyecek peşimnde koşan insan gelişmeler ile birlikte tarım yapabileceği alanlara yerleşmiş ve burayı muhafaza etmeye başlamıştır. Bu nedenle daha verimli toprak isteyen insanlar aralarında savaş gibi münasebetler yaşamıştır.

Bu yerleşmelerle birlikte klan,kabile ve şeflik gibi birimler ortaya çıkmıştır. Klan, üretimin artmasıyla insanların küçük gruplar halinde birleşmesiyle oluşmuştur. Kabileler ise klanlardan büyük bir birim olmakla kabilede liderin yetkileri çok fazladır. Kabile topraklarının sınırları daha geniştir ve belirgindir. Kabilenin bir yönetim merkezi ve komuta kademesi vardır. Şeflik ise akrabalık ağının ürünü olmuş ve gelenek ya da saygı gibi etkenlerinin rol oynamasıyla oluşmuş birimdir.

 

Geleneksel Devlet

Devletin gelişimini tarihsel süreç içerisinde verebilmek için devletleri ikiye ayırırız; Geleneksel Devlet ve Modern Devlet. Devletin gelişimini ve zamanla aldığı özellikleri ortaya koyabilmek ve günümüz devletlerini anlayabilmek için bu ayrımın daha etkili olacağını düşünürler. Devlet tarihi ilişkiler ve etkileşimlerle ortaya çıkmıştır. Devlet insanlık tarihinde nispeten yeni olan bir toplmsal ve mekansal organizasyondur. İlk ortaya çıkan devlet günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncedir. Bu insanlık tarihinden ufak bir alan kaplar. Geleneksel devlet ile modern dönem öncesinde olan devlet kastedilir. Geleneksel devletleri anlamak için önce modern devleti bilmek gerekir. Modern devletleri anlayabilmek için ise,

Sanayileme,Demografik geçiş,Sosyal ve ekonomik anlamda uzmanlaşma ve ticarileşme, İletişim alanında değişim, Kentleşme ve demokratikleşme, Bilimsel düşüncenin yükselişi ve sosyal hayata uygulanışı  gibi kavramları bilmek gerekir.

Devletin ilk olarak M.Ö 4000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıktığına dair bulgular olmaktadır. Devlet oluşumunun sırasıyla ilk görüldüğü alanlar Mezopotamya,Nil vadisi,İndus Vadisi, Orta ve Güney Amerika  ve Çin’dir. İlk devletlerin ortaya çıktıkları yere baktığımız zaman tarım ve sulama alanları açısından zengin bölgeler olduklarını görürüz. Bu bölgelerde kurulan ilk devletler taşkın ve sulama sistemleri geliştirmişler ve tarım ürünlerinin verimlerini arttırmışlardır.

Devletin ortaya çıkışında coğrafi unsuların yanısıra ekonomik,teknolojik,askeri ve benzeri güç unsularıda etkili olur. Bu unsurlar uygarlıklar imparatorluklar gibi büyük devletler oluşturmakta büyük etkenlerdir.

Devletlerin tarihsel değişimini gösterebilmek için değişik sınıflandırmalar yapılmıştır. Yapılan sınıflandırmalar yetki kullanımıi halk ile egemen arasındaki ilişkiler gibi siyasi ve hukuki konular ele alınmıştır. Devletlerin gelişimini ortaya koymak amacıyla Held bir sınıflandırma sistemi yapmıştır Held’e göre 5 devlet yapısı vardır bunlar, Haraç alan geleneksel imparatorluklar,Feodalizm,Zümreler düzeni,Mutlakiyetçidevletler ve modern ulus devleleri şeklindedir. Geleneksel devletler ile ilgili bi sınıflandırma da Eisenstad tarafından yapılmıştır. Ona göre geleneksel devletler, kent devletleri,feodal sistemler, göçebe ya da imparatorluklar ve merkezi imparatorluklar olarak ayrılır.

Erken devletler insanlığın tarihsel gelişiminde yeni bir aşamayı gösterir. Bu devletler, herhangi bir bölgedeki devlet aşamasına geçişin ilk evresini oluştururlar. Çok gelişmemiş siyasal bir kuruluş yapısı taşıyan erken devletler daha önceki evrelerden kalıntılar ile gelişir. Karmaşık ve istikrarsız bir yapı bu devletlerin özelliğidir. Erken devletlerde despotizm ve üreticilerin sömürülmesine dayalı bir sistem vardır. Modern devletin mutlaki monarşi şeklinde ortaya çıkıp geliştiği, dolayısıyla bnun modern devletin ilk formu olduğu kabul edilir. Çünkü modern devletin en belirgin özelliği kural koyan ve kuralları hayata geçiren bir güç olmasıdır. Böyle bir güç ise düzenli bir ordu, bürokrasi , hkuk düzeni ve meşruluk anlayışını gerektirir. Bu özelliği ile modern devlet olmasını sağlar. Modern devlet mutlakiyetçi monarşi formunda üç temel işlevi yerine getirmiştir;Yasa ve düzen sağlama, Etkin bir kamu finanfsı sağlama, Ekonomi politikası olarak merkantalizmi uygulama. Bu işlevleri yerine getiren devlet, güvenliği sağlayıcığı yasaları, Pazar şartlarını, devletin ihtiyacı olan para  kaynağını sürekli ordu ve yargı sistemini ve ülkedeki zenginlik kaynaklarını ülkenin gücü ve refahı için kullanmıştır.

Avrupada ortaya çıkan modern ulus-devlet vesfalya antlaşmasından sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren bağımsız ve egemen devletler örnek alınmış. Uluslararası ilişkilerde yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu gelişmelerden sonra devletler sistemi oluşmuştur.

Modern devletlerde geleneksel aile ve grup bağlılıklarının yerini, yeni bir kimlik ve yapının alması gerekir. İşte bu kimliği oluşturacak etkende milliyetçiliktir. Bu akımda fransız ihtilali ile başlamıştır

Millyetçilik ilkesi ulus devlet ilkesini oluşturan modern devlet anlayışı içerisindedir. Bu ihtilalle birlikte millet olabilme ve milli-devlet oluşturma amacı, giderek tüm toplumlarda etkili olmuştur. Modern devletler tarih sahnesine ulus devlet olarak çıkmışlardır. Bundan dolayıda milli devletlerin sayısıda git gide artmıştır. Bu artış özellikle ikinci dünya savaşından sonra zirveyi görmüştür. Zaman zaman millet ve devlet kavramları aynı anlamda kullanılmakta veya uluslarla devletlerin aynı sınırları paylaştığı görülmektedir. Fakat günümüzdeki devletlerde milletlerin yaşadığı sınırlar birbiriyle çakışabilmektedir. Bazı devletlerin sınırları içerisinde bir çok millet yaşarken bazı milletlerde farklı devletlerde yaşamlarını sürdürebilmektedir.


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Murat Uysal ━ Sosyal Bilgiler Eğitimi